Bedizzüman Hz.’ne Soruyoruz;

1- Mehdilik Konusunu Reddedenler Olacak Mıdır?

“Kıyamet alâmetlerinden ve âhir zaman vukuatından (olaylarından) ve Bâzı a’malin (amellerin) fazilet ve sevablarından bahseden hâdîs-i Şerife güzelce anlaşılmadığından, akıllarına güvenen bir kısım ehl-i ilim (ilim sahibi), onların bir kısmına zaîf (zayıf) veya mevzu (hadis) demişler. İMANI ZAYIF VE ENANİYETİ KAVİ (güçlü) bir kısım da, inkâra kadar gitmişler.” (Sözler, s. 355)

Bazı insanlar, Hz. Mehdi’nin çıkacağı inancına sahip olmalarına rağmen, zaman geçtikçe bu inançlarında zayıflık göstermekte ve Hz. Mehdi’nin çıkışına yönelik bir endişeye kapılmaktadırlar.

Ahir zaman ile ilgili olayların bir kısmı hadislerde benzetmeler ile açıklanmıştır ve özel bir üslup taşımaktadır. Bediüzzaman da bu tür hadisleri herkesin iyi anlayamadığını belirtmiştir. Özellikle kendi aklına güvenen bazı ilim sahibi kimselerin ahir zaman hadislerine zayıf hadis diyeceklerini, imanı zayıf ve enaniyeti olan bazı kimselerin ise bu hadisleri anlayamadıkları için, içeriğini de inkar edeceklerini söylemektedir.

Oysa ki bilindiği gibi Peygamberimiz (sav)’in ahir zamanda Hz. Mehdi’nin ortaya çıkışı konusundaki hadisleri tevatür derecesindedir. Bunun anlamı şudur: Mehdiyet hakkında aktarılan hadisler, bu konuda yalan söylemek kastıyla aralarında anlaşmaları teknik olarak mümkün olmayan kişilerden, pek çok farklı kanal vasıtasıyla hadis alimlerine ulaşmıştır. Ayrıca dinimizde çok önemli bir kaynak olarak kabul edilen “Kütüb-ü Sitte”de de Hazreti Mehdi hakkında birçok “sahih” hadis bulunmaktadır. Kütüb-ü Sitte dışındaki diğer hadis kaynaklarında da Mehdiyetle ilgili pek çok sahih rivayet nakledilmektedir. Tüm ehl-i sünnet alimleri Hazreti Mehdi’nin ahir zamanda geleceği konusunda ittifak halindedirler. Çıkış yeri, zamanı, kimliği ve benzeri detaylar konusunda çeşitli farklı yorumlar bulunsa da Peygamberimiz (sav)’in müjdelediği bu şahsın geleceği ve İslam ahlakını yeryüzüne hakim edeceği hakkında muteber İslam alimleri arasında hiçbir görüş ayrılığı yoktur.

Bunun yanı sıra Peygamberimiz (sav) hadislerinde Hz. Mehdi’nin ortaya çıkışından önce bazı kimselerin “Hz. Mehdi gelmeyecekmiş, Hz. Mehdi yokmuş” gibi sözler sarf etmelerinin ya da Mehdiyet konusunu reddetmelerinin aslında Hz. Mehdi’nin çıkış alametlerinden biri olduğunu bildirmiştir. Bu hadislerden biri şöyledir:


“İnsanların ümitsiz olduğu ve “HİÇ MEHDİ FALAN YOKMUŞ” dediği bir sırada Allah Mehdi’yi gönderir…” (Ali Bin Husameddin el-Muttaki, Kitab-ul Burhan fi-Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 55)


2- Hz. İsa’nın Talebelerinin Sayısı Çok Mu Yoksa Az Mı Olacaktır?

İSA ALEYHİSSELAM’I NUR-U İMAN İLE (imanın ışığıyla) TANIYAN ve TABİ OLANCEMAAT-İ RUHANİYE-İ MÜCAHİDİNİN (mücadele eden ruhani cemaatinin) KEMMİYETİ (sayısı), Deccal’in mektepçe ve askerce ilmi ve maddi ordularına nispeten çok AZ VE KÜÇÜK olmasına işaret ve kinayedir (maksadındadır). (Şualar, s. 495)

Bediüzzaman bu sözünde, ikinci kez yeryüzüne geldiğinde, Hz. İsa’yı tanıyacak ve destekçisi olacak olan topluluğun özelliklerinden bahsetmektedir.

Bediüzzaman bu sözünde Hz. İsa’nın onu destekleyen cemaati tarafından “İMANIN NURU İLE TANINACAĞI”ndan bahsetmiş, açıkça Hz. İsa’nın “BİR ŞAHIS” olduğunu ifade etmiştir. “TANINMA” fiili, burada “tanınacak bir kimse olduğunu” ifade etmekte ve Bediüzzaman’ın manevi bir varlığı değil, bizzat Hz. İsa’yı kastettiğini ortaya koymaktadır.

Bunun yanı sıra Bediüzzaman bu sözleriyle Hz. İsa’nın ve onun şahs-ı manevisinin birbirinden ayrı kavramlar olduğunu belirtmektedir. Zira Bediüzzaman “Hz. İsa’yı tanıyan bir topluluk”tan bahsetmekte, ayrıca “Hz. İsa’nın da bu topluluk tarafından tanınacağını” bildirmektedir. Bir şahs-ı manevinin bir şahs-ı maneviyi tanıması ya da bir şahs-ı manevi tarafından tanınması hiçbir açıdan söz konusu değildir.

Bediüzzaman’ın üzerinde durduğu bu gerçek, şu iki sorunun cevaplarıyla bir kez daha ortaya çıkmaktadır:

1- Bediüzzaman kimin imanın ışığıyla tanınacağından bahsetmiştir?

Hz. İsa’nın.

2- Bediüzzaman Hz. İsa’yı kimlerin tanıyacağından bahsetmiştir?

Onu imanlarının nuruyla tanıyan cemaatinin.

Hz. İsa ile aynı dönemde yaşamak, havarileri gibi Allah yolunda bu mübarek zatın yardımcılarından olmak, bütün Müslümanların talip oldukları büyük bir şereftir. Hadislerde ve Bediüzzaman’ın sözlerinde belirtildiği gibi Allah, Hz. Mehdi ve yanındakilere, Hz. İsa ve ona tabi olan az sayıdaki inananla aynı safta fikri mücadele yürütmeyi nasip edecektir. Bediüzzaman eserlerinde bu hak fikri mücadelenin kendisinden hemen sonraki bir dönemde gerçekleşeceğini belirterek Hz. İsa ve Hz. Mehdi’nin çıkışının onun yaşadığı yıllarda henüz gerçekleşmemiş olduğunu ifade etmiştir.

Bediüzzaman bu sözlerinde Hz. İsa’nın, kendisini destekleyen, ona inanan ve gösterdiği yolu izleyen kimselerden oluşan bir cemaati olacağından bahsetmektedir. Hz. İsa’nın yüksek maneviyatını anlamak, ancak bu kutlu zatı algılayabilecek kapasitede maneviyata sahip insanlara nasip olacaktır. Bu topluluk Bediüzzaman tarafından “cemaat-i ruhaniye-i mücahidin” (mücadele eden ruhani cemaatinin) sözleriyle ifade edilmiştir. Bediüzzaman’ın da belirttiği gibi bu topluluk, ruhaniyeti, manevi derecesi yüksek ve Allah yolunda fikri mücadele eden, sürekli gayret içinde olan bir topluluktur.

Bediüzzaman Hz. İsa’nın bir lider olarak başında bulunduğu topluluğun sayısının, Allah’ı inkar eden topluluğa kıyasla daha az ve küçük olduğunu bildirmektedir.    Yüce Allah’ın Kuran’da bildirdiği gibi, “… Nice küçük topluluk, daha çok olan bir topluluğa Allah’ın izniyle galib gelmiştir.” (Bakara Suresi, 249) Ahir zamanda da Hz. İsa ve Hz. Mehdi’ye bağlı, sayıları az ama Allah’a gönülden iman eden, salih müminler –Allah’ın izniyle- üstün gelecekler, Mesih Deccal’in fitnesini tam anlamıyla ortadan kaldıracaklardır.

3- Hz. Mehdi’nin Talebelerinin Sayısı Çok Mu Yoksa Az Mı Olacaktır?

Bu vazifenin istinad ettiği (dayandığı) kuvvet ve manevi ordusu yalnız ihlas, sadakat ve tesanüd (dayanışma) sıfatlarına tam sahip olan bir kısım şakirdlerdir (talebelerdir). NE KADARAZ olsalar, manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar. (Emirdağ Lahikası, s. 259)

Bediüzzaman Said Nursi sözlerinde Hz. Mehdi cemaatinin sayısının az olacağını söylemiş, ancak sayıları ne kadar az olsa da, Hz. Mehdi cemaatindeki kimselerin her birinin manen çok güçlü olacaklarını belirtmiştir.

4- Hz. Mehdi’nin Talebelerinin Özellikleri Nelerdir?

Bu vazifenin istinad ettiği (dayandığı) kuvvet ve manevi ordusu yalnız ihlas, sadakat ve tesanüd (dayanışma) sıfatlarına tam sahip olan bir kısım şakirdlerdir (talebelerdir). NE KADAR AZ DA OLSALAR manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar. (Emirdağ Lahikası, s. 259)

1- Hz. Mehdi cemaatinin sayısının hadislerde 313 kişi olacağı belirtilmiştir. Böyle olması da yine toplumun büyük bir bölümü tarafından tanınamadıklarını göstermektedir. İnsanları Allah’a iman etmeye davet eden, dine çok büyük hizmetler veren böyle değerli bir insana inananların sayısının bu kadar az olması çok şaşırtıcıdır. Hadislerde Hz. Mehdi’ye çok az kişinin tabi olacağı şöyle bildirilmektedir:


Muhammed b. Hanefi (r.a)’dan rivayet edildi ki: Sayıları Bedir Ashabı (313) kadardır. Evvelkiler onları geçmediği gibi, sonrakiler de onlara yetişemezler. Onların sayıları Talud ile nehri geçenler kadardır. (Kitab-ul Burhan Fi Alamet-i Mehdiyy-il Ahir Zaman, s.57)

Bedir savaşındaki askerler gibi 313 kişinin kumandasını elinde tutarak etrafa meydan okuyacak. Çünkü bu 313 kişi gece abid (çok ibadet eden kimse) gündüz kahraman niteliğini taşımaktadırlar. (Kıyamet Alametleri, s. 169)

Aralarında kadınların da bulunduğu 314 kişilik bir grup oluştururlar. Onlar her zalime galip gelirler. Onların kalpleri demir gibidir ve onlar gündüz arslan, gece de abiddirler. Ne evvelkiler, ne de sonrakiler fedakarlıkta onlara yetişemez. (Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, ss.57-68)

Hz. Mehdi’ye aralarında kadınların da bulunduğu 314 kişi biat edecektir. (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s.25)


Hadislerin işaretlerine göre ahir zamanda Müslümanlara yöneltilecek olan baskı ortamı, aleyhte yürütülen propagandalar ve atılan iftiralar nedeniyle Hz. Mehdi’ye çok az kişi tabi olacaktır. (En doğrusunu Allah bilir).

Böyle kıymetli bir şahsın etrafında sayısız insanın bulunması, insanların ona yardımcı olabilmek için büyük bir şevk ve heyecan içinde yarışmaları gerekir. Ancak dönemin ahir zaman olması, uygulamada hak ile batılın yer değiştirmesi, insanların Kuran ahlakından uzaklaşmış olmaları, ahlaki yozlaşmanın çok yüksek boyutlara ulaşması, Hz. Mehdi’nin cemaatinin sayısının az ama nitelikli kişilerden oluşmasına vesile olacak olabilir.

2- Toplumsal baskı, insanların tarih boyunca iman sahiplerine yardımcı olmalarını engelleyen önemli sebeplerden biridir. Kuran ayetlerinde bu konuda Hz. Musa’ya iman eden gençler örnek verilmektedir. Ayette şu şekilde bildirilmektedir:

Sonunda Musa’ya kendi kavminin bir zürriyetinden (gençlerinden) başka -Firavun ve önde gelen çevresinin kendilerini belalara çarptırmaları korkusuyla- iman eden olmadı. Çünkü Firavun, gerçekten yeryüzünde büyüklenen bir zorba ve gerçekten ölçüyü taşıranlardandı. (Yunus Suresi, 83)

Yukarıdaki ayette Hz. Musa’ya “Firavun ve önde gelen çevresinin kendilerini belalara çarptırmaları korkusuyla” iman eden kimsenin olmadığı bildirilmektedir. İnsanlar eğer Hz. Musa’ya iman ederlerse baskı göreceklerini, yurtlarından sürüleceklerini, tutuklanıp öldürüleceklerini düşünmüşlerdir. Bu korku nedeniyle de iman edenlerden uzak durmuş, başlarına kötü şeyler geleceğini düşündükleri için onlara yaklaşmamışlardır. Oysa Hz. Musa ve onunla birlikte olan salih müminler, Allah’ın izniyle çok şerefli ve kutlu bir hayat yaşamışlardır. Ahirette de güzel ahlaklarının, sabırlarının, iyi davranışlarının karşılığını en güzel şekilde alacaklarını ummaktadırlar. Hadislerin işaretlerine göre aynı durum Hz. Mehdi’nin ilk dönemleri için de söz konusu olacak, toplumun büyük kesimi menfaatlerine zarar gelmesi endişesiyle Hz. Mehdi’ye yakın olmaktan, onu desteklemekten kaçınacaklardır.

Ayette haber verilen bilgilerden biri de Hz. Musa’ya sadece kavminden genç bir topluluğun iman etmiş olmasıdır. Hadislerde, Hz. Mehdi’ye de gençlerin tabi olacağına işaret edilmektedir. Bu bilgilere göre Hz. Mehdi’nin cemaati hem sayıca az hem de gençlerden oluşan bir topluluk olacaktır. (En doğrusunu Allah bilir). Hz. Mehdi’nin çevresinde gençlerin olacağına işaret eden hadislerden bazıları şu şekildedir:


Mehdi bizden Ehl-i Beytten (soyumdan) bir gençtir. İhtiyarlarınız ona yetişmeyecek, gençleriniz ise onu ümid edeceklerdir. Allah dilediğini yapacaktır. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s.23)

Mehdi’nin bayraktarı, sakalı hafif, rengi sarı, küçük bir genç olacaktır. (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 51)

Onun bayraktarı doğudan Temimi soyuna mensup bir genç olacaktır. (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 26)


5- Risale-i Nur’u En İyi Anlayacak Olan Kimdir?

Tâ âhir zamanda, hayatın geniş dairesinde asıl sahibleri, yâni Mehdi ve şâkirdleri, Cenâb-ı Hakkın izniyle gelir, o daireyi genişlendirir ve o tohumlar sünbüllenir. Bizler de kabrimizde seyredip Allaha şükrederiz. (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s.172)

Bediüzzaman bu sözlerinde Risale-i Nur’un asıl sahiplerinin Hz. Mehdi ve şakirtleri olduğunu söylemektedir. Dolayısıyla Bediüzzaman’ın bu açıklamalarına göre, “Risale-i Nur’u en iyi anlayacak, çözecek ve anlatacak olan kişi de Hz. Mehdi olacaktır”.

Risale-i Nur’u en iyi anlayacak olan kimsenin Hz. Mehdi olacağı Bediüzzaman’ın risalelerdeki diğer sözlerinden de açıkça anlaşılabilmektedir. Bu sözlerinden birinde Bediüzzaman Hz. Mehdi’nin bu özelliğini şöyle açıklamaktadır:

Ahir zamanın en büyük fesadı zamanında, elbette EN BÜYÜK BİR MÜÇTEHİD (ihtiyaç oluştuğunda ayetlerden hüküm çıkaran büyük İslam alimi) hem EN BÜYÜK BİR MÜCEDDİD (her yüzyıl başında dini hakikatleri devrin ihtiyacına göre ders vermek üzere gönderilen büyük İslam alimi, yenileyen, yenileyici), hem HAKİM, hem MEHDİ hem MÜRŞİD (doğru yolu gösteren kişi) hem  KUTB-U AZAM (Müslümanların kendisine bağlandıkları büyük evliyalardan, zamanın en büyük mürşidi)  olarak  bir zat-ı nuraniyi (nurlu bir zatı) gönderecek ve o zat da,  Ehl-i Beyt-i Nebeviden (Peygamberimiz (sav)’in soyundan) olacaktır. (Mektubat, s. 411-412)

Bediüzzaman, Hz. Mehdi’nin “en büyük müçtehid” (ihtiyaç oluştuğunda ayetlerden hüküm çıkaran büyük İslam alimi) ve “en büyük müceddid” (her yüzyıl başında dini hakikatleri devrin ihtiyacına göre ders vermek üzere gönderilen büyük İslam alimi) sıfatlarını taşıyacağını bildirmiştir. “Müceddid” dini hakikatleri devrin ihtiyaçlarına göre açıklayan, “müçtehid” de ihtiyaç oluştuğunda ayetlerden hüküm çıkaran büyük İslam alimi ve önderidir. Bu vasıftaki büyük zatlar, İslam  toplumlarına  örnek  olmuş, yol göstermiş, zamanın kutbu olmuş önderlerdir. Bu önderlerden kimi içtihat etme (hükümleri usulüne uygun olarak Kuran ve hadislerden istifade ile ortaya koyma) ve hüküm verme vasıflarından dolayı “mezhep önderleri” olmuşlardır; Müslümanlar da onlara uymuşlardır. İmam Hanefi, İmam Şafi, İmam Hanbeli, İmam Maliki bu önderlerden olup 4 mezhebin kurucularıdır. Bütün ehl-i sünnet onların verdiği hükümlerle amel etmektedir. Bediüzzaman bu “müçtehid ve müceddidlerin en büyüklerinin ise Hz. Mehdi olacağını” ifade etmiştir. Bu da “Hz. Mehdi’nin içtihat etmeye (hükümleri usulüne uygun olarak Kuran ve hadislerden istifade ile ortaya koyma) ve hüküm vermeye, dini hakikatleri açıklamaya en yetkili kişi olarak Risale-i Nur’u da en iyi anlayacak ve açıklayacak kişi olacağını” ortaya koymaktadır.

16- Risale-i Nur’un Batıni Tefsire İhtiyacı Var Mıdır?

Bediüzzaman, sözlerine gizli anlamlar yüklememiş; düz bir anlatımla anlatmak istediklerini samimi olarak ifade etmiştir. Kuran’ın tefsiri olduğunu ifade ettiği Risale-i Nuru ayrıca tefsir etmeye gerek yoktur.

Bediüzzaman bu konuyu şöyle açıklamıştır:

Risale-i Nur’un her bir kitabı bir Said’dir. Siz hangi kitaba baksanız benimle karşı karşıya görüşmekten on defa ziyade hem faydalanır, hem hakiki bir surette benimle görüşmüş olursunuz. Risale-i Nur bana hiçbir ihtiyaç bırakmıyor.” (Emirdağ Lahikası, s. 159)

Demek ki risaleler, herhangi bir konuda Bediüzzaman’ın tüm kanaatlerini en açık ve doğru şekilde yansıtmaktadır. Ahir zaman, Hz. İsa’nın ve Hz. Mehdi’nin gelişi ve İslam ahlakının hakimiyeti konularında da risalelerdeki açıklamalar, Bediüzzaman’ın sözlerinin anlaşılabilmesi için tamamen yeterlidir.

Ancak buna rağmen kimi çevrelerde, Bediüzzaman’ın açık anlatımının ardında bir de batıni anlamlar gizlendiği; dolayısıyla Risale-i Nur Külliyatı’nın anlaşılabilmesi için Bediüzzaman’ın sözlerinin “batıni tefsir” ile tefsir edilmesi gerektiği şeklinde yanlış bir kanaat söz konusudur. Risalelerde şifreli ve karmaşık bir anlatım olduğu, düz okumayla anlaşılamayacağı ve bu şifreleri de ancak belirli yeteneklere sahip özel bazı kişilerin çözebilecekleri düşünülür.

Oysa Bediüzzaman’ın apaçık ve hikmetli sözlerinden oluşan Risalelerde anlatılanlar okuyanlar tarafından kolaylıkla anlaşılmaktadır. Bediüzzaman’ın veciz bir şekilde kaleme almış olduğu apaçık sözlerinin bir kez daha tefsir edilmesi gerektiği düşüncesi yanlıştır. Bediüzzaman “avamdan havassa ya da bir ortaokul talebesinden bir filozofa kadar okuyan herkesin kolaylıkla anlayabileceği“ (Kastamonu Lahikası, s. 70), (Şualar, s. 549) sözleriyle, risalelerin böyle batıni bir tefsir anlayışıyla yorumlanmasına ihtiyaç olmadığını açıklamaktadır.

17- Risale-i Nurları Tefsir Etmek Sakıncalı Değil Midir?

Risale-i Nurların geniş kitleler üzerindeki samimi etkisi son derece açıktır. Buna rağmen Bediüzzaman’ın apaçık sözlerini bir kez daha tefsir etmek ve yorumlamak gibi girişimler, Bediüzzaman’ın sözlerinin aslından uzaklaşmasına ve yanlış çıkarımlarda bulunulmasına yol açacaktır. Bu nedenle risalelerin ‘batıni tefsir’ adı altında ikinci bir kez daha tefsir edilmesi sakıncalı bir yaklaşımdır.

Bediüzzaman’ın bizzat kendisi eserlerinde pek çok kez bu konunun önemini ifade etmiş; böylesi bir anlayışa karşı olduğu yönündeki fikirlerini beyan etmiştir. Eğer risalelerdeki metinlerin tefsire ihtiyacı varsa, bunu yine bu metinler üzerinde yapılacak ek açıklamalarla izah etmenin uygun olacağını belirtmiştir. Bu sözlerinden birinde Bediüzzaman, “böyle bir tefsir anlayışına gidilecek olunursa, bunun nasıl suistimale açık hale geleceğini ve bu yolla risalelerde anlatılan hakikatlerin nasıl aslından uzaklaşıp değişeceğini” şöyle hatırlatmıştır:

Nur’un metni, izaha ihtiyacı olsa, ya satırın üstünde, ya kenarda hâşiyecikler (açıklamalar) yazılsa daha münasiptir (uygundur). Çünkü metin içine girse, teksir edilen nüshalar ayrı ayrı olur, tashih (düzeltme) lazım gelir. Hem su-i isti’male kapı açılır, muarızlar(karşı çıkanlar) istifade ederler. Hem herkes senin gibi muhakkik (hakikati araştırıp inceleyip bulan) müdakkik (inceden inceye tetkik eden, en ufak gizli şeyleri bile görmeye çalışan) olmaz, yanlış mana verir, bir kelime ilave eder, ehemmiyetli bir hakikati kaybetmeye sebeb olur. Ben tashihatımda (düzeltmelerimde) böyle zararlı ilaveleri çok gördüm… (Emirdağ Lâhikası Elyazma, s. 661)

Bediüzzaman’ın bu açıklamaları ahir zaman konusunda yapmış olduğu izahlar için de geçerlidir. Bediüzzaman, Hz. İsa’nın ahir zamanda ikinci kez yeryüzüne geleceğini, Hz. Mehdi’nin ise tüm Müslümanlara bir hidayet önderi olarak ortaya çıkacağını bildirmiştir. Bediüzzaman’ın bu konulardaki tüm izahları çok açıktır. Eğer Bediüzzaman Hz. Mehdi’nin göreve başlayacağı tarih için hadislere dayandırarak Hicri 1400 diyorsa, bunu başka türlü yorumlamak mantıksız olur. Bediüzzaman ayrıca Hz. Mehdi’nin üç büyük görevi birarada yerine getireceğini; hem siyaset, hem diyanet, hem de saltanat alanında Mehdilik yapacağını da açıkça belirtmiştir. Buna rağmen Mehdiliği üçe bölmek, tek bir tanesinin Mehdilik için yeterli olacağını söyleyerek yanlış yorumlamak olmaz. Veya bu konular gibi seyyidlik konusunda da, Bediüzzaman, seyyid olmadığını ve bu konuda seyyid iken olmadığını söylemenin dinen uygun olmadığını açık ve net olarak izah etmişken, anlamı farklılaştıracak şekilde tevil ve tefsir yapmak de doğru değildir. Aynı şekilde Bediüzzaman, Hz. İsa’nın, Hz. Mehdi’nin arkasında namaz kılacağını hadis vererek açıklamışken, ‘aslında öyle demek istemedi’ diyerek bu bilgileri farklı yönde tefsir etmek de doğru değildir. Zira hem Peygamberimiz (sav)’in sözü, hem de Bediüzzaman’ın bu hadis doğrultusundaki açıklamaları varken, bunun aksini söylemek yanlış olur. Bunun gibi Bediüzzaman, Hz. İsa ve Hz. Mehdi’nin birlikte yapacakları faaliyetleri ve tüm dünyaya Kuran ahlakını hakim kılacaklarını açıklamış ve bu konuda hadisler doğrultusunda tarihler de vermişken, Hz. İsa ve Hz. Mehdi’nin gelmeyeceklerini, yalnızca birer şahsı maneviden ibaret olacaklarını öne sürmek de büyük bir yanılgı olur. Bediüzzaman’ın açıklamalarına göre Hz. İsa ve Hz. Mehdi birer şahsı manevi olarak değil, birer şahıs olarak geleceklerdir. Elbette onların temsil ettikleri birer şahsı manevileri de olacak, ancak şahsı manevilerinin başında kendileri de bizzat lider olarak bulunacaklardır. Tüm dünya Hz. Mehdi’nin liderliği altında toplanacak, Kuran ahlakının yaşanmasıyla birlikte anarşi ve kargaşa ortamı son bulacak ve yeryüzüne huzur ve barış hakim olacaktır.

Dolayısıyla Bediüzzaman’ın tüm sözlerinin, bu doğrultuda, risalelerdeki açık izahları esas alınarak değerlendirilmesi gerekir. Bunun dışında, ‘falanca kişinin rüyası, falanca kişinin özel sohbetlerde duydukları, falanca kişiye yapılan özel açıklamalar’ gibi izahlarla, Bediüzzaman’ın yazımını bizzat tashih ve tasdik ettiği eserleri değiştirmeye çalışmak ise, geçerli olmayan yakışıksız hareketlerdir.

Bu durum Bediüzzaman’ın Risalelerde anlattığı her konu için geçerlidir. Nitekim böyle bir tefsir mantığının Risale-i Nurlar üzerinde nasıl bir etki oluşturacağının da iyi düşünülmesi gerekir. Zira böyle yanlış bir mantıkta isteyen herkes Bediüzzaman’ın her sözüne kendince farklı bir açıklama getirebilir ve bu şekilde Bediüzzaman’ın hiçbir izahını kabul etmeyebilir. İsteyen kişi, kendince uygun görmediği her izahı, şahsi kanaatlerine ya da çevresinden duyduklarına göre tefsir etme yoluna gidebilir.

Böyle bir girişimin engellenmesi ise, ahir zamanın büyük müceddidi Bediüzzaman’ın büyük bir samimiyetle kaleme aldığı eserlerine sahip çıkmakla, onun gerçekte söylemek istediklerini tam anlayıp onu desteklemekle mümkün olacaktır.

18- Ahir Zaman Konularında Tefsir ve Tevil Yoluna Gidenlerin Bazı Endişeleri Var Mıdır?

Risaleleri tefsir etmenin, ahir zaman konularında Bediüzzaman’ın açık ifadelerini tevil etmenin altında “bunlar doğruysa ne yaparız, Bediüzzaman’ın dedikleri çıkmıyor” gibi düşüncelerden kaynaklanan korkular olabilir.

Bediüzzaman ele aldığı konuları çok titiz ve olması gerektiği gibi net bir şekilde açıklamıştır. Anlattıklarında herhangi bir çelişki veya gerçeğe uygun olmayan bir şey yoktur. Ahir zamanla ilgili söylediği sözler belirttiği tarihlerde aynen gerçekleşmiş, bir çoğu da belirttiği zaman geldiğinde gerçekleşmektedir.

Herhangi bir tevil yapılmadan, ön yargısız olarak bakıldığında konunun çok açık olduğu, her şeyin yerli yerine oturduğu anlaşılacaktır. Bediüzzaman’ın anlatımlarının Kuran’a ve Peygamber Efendimiz (sav)’in hadislerine tam olarak uyduğu görülecektir. Bunun sonucunda insanların Bediüzzaman’a olan güvenleri sevgi ve bağlılıkları, Risale-i Nur’un bütününde anlatılanlara inançları artacaktır. Peygamber Efendimiz (sav)’in Hz. Mehdi’yle ilgili çok ayrıntılı hadislerine rağmen hangi sebeple olursa olsun bu konuda yanlışlığa düşmek, geçeği inkar etmek mümine yakışmaz.

Allah’a güvenmek, yersiz korkulara kapılmamak gerekir. Mümine yakışan Peygamber Efendimiz (sav)’in hadislerine güvenmek, Bediüzzaman’ın açıklamalarına güvenmek, gelişen olayları bu çerçevede önyargısız olarak değerlendirmektir.

19- Hz. Mehdi’nin Gelişi Konusunda Herhangi Bir Rivayet Olmasaydı Bile, Hz. Mehdi’nin Gelmesi Adetullaha Uygun Mudur?

Herşeye gücü yeten Allah, Hz. Mehdi ile İslam’ın üstündeki karanlığı dağıtabilir. Ve vaadetmiştir, vaadini elbette yapacaktır. Kudret-i İlahiye (Allah’ın gücü) noktasında gayet kolaydır. Eğer daire-i esbab (sebepler bazında) ve hikmet-i Rabbaniye (Allah’ın dilemesi) noktasında düşünülse, yine o kadar makul ve vukua (gerçekleşmeye) layıktır ki; eğer muhbir-i Sadık’tan (doğru sözlü olan Peygamber (sav) rivayet olmazsa dahi, herhalde öyle olmak lazım gelir. Ve olacaktır diye ehl-i tefekkür (düşünenler) hükmeder.” (Mektubat, s. 411-412)

Bediüzzaman eserlerinde, geleceği hadislerde net olarak açıklanan Hz. Mehdi’nin, müjdelenmemiş dahi olsa, gelmesinin adetullaha (Allah’ın kainatta koyduğu değişmez hükümlere) uygun olduğunu belirtmiştir.

Kuran’da bahsi geçen tüm mümin topluluklarının başında bir elçi ya da önder yer almaktadır. Ahir zamanda da Kuran ahlakının tüm yeryüzüne hakim olması gibi dünya tarihinin çok müstesna bir döneminde müminlerin başsız, kendi halinde bir topluluk olarak kalmaları Kuran’da bildirilen adetullaha uygun değildir (en doğrusunu Allah bilir).

Ayetlerde bildirildiği gibi, İslam ahlakının hakimiyeti Allah’ın bir vaadidir. Allah, “İslam ahlakını tüm dünyaya hakim kılacağını, inanan kullarını güç ve iktidar sahibi kılacağını”  (Nur Suresi, 55) vadetmiş ve bu vaadinin kesin olduğunu bildirmiştir. Rabbimiz bu vaadini muhakkak yerine getirecektir. Ayrıca Kuran’da, mümin toplulukların mutlaka başlarında bir lider bulunduğu bildirilmektedir. Her peygamber, nebi veya elçi, gönderildikleri topluma önderlik yapmıştır. Tarih boyunca tüm örneklerinde görüldüğü gibi, hakimiyet döneminde de Müslümanların başlarında onlara yol gösterecek bir liderleri mutlaka olacaktır. Peygamberimiz (sav)’in mütevatir hadislerinde (içinde yalan ihtimali olmayan ve yalan üzerine birleşmeleri düşünülemeyecek kadar kalabalık olan bir cemaate ve kuvvetli haberlere dayanan hadislerle), bu dönemde müminlerin liderinin “Hz. Mehdi” olacağı haber verilmiştir.

İslam dünyasının başında, tüm Müslümanları biraraya getirecek şekilde bir lider uzun süredir yoktur. Müslümanların bu ilk lideri, 1400 senedir müjdelendiği gibi Hz. Mehdi olacaktır. Hz. İsa ahir zamanda yeryüzüne gelecek, müminlere önderlik edecek ve Hz. Mehdi ile birlikte İslam’ın nurunun tüm insanları aydınlatmasına vesile olacaklardır.

20- Bediüzzaman Hz. Mehdi İçin ” Geçmişte Kaldı ” Demiş Midir?

O “İLERİDE GELECEK” ACİB (şaşılan, hayret uyandıran, benzeri görülmeyen) ŞAHSIN (Hz. Mehdi’nin) bir HİZMETKARI ve ONA YER HAZIR EDECEK BİR DÜMDARI (yardımcı kuvveti) ve O BÜYÜK KUMANDANIN PİŞDAR BİR NEFERİ (önden giden bir askeri) olduğumu zannediyorum.(Barla Lahikası, s. 162)

Bediüzzaman Hazretleri, Hz. Mehdi ile ilgili yaptığı bütün açıklamalarda, onun mutlaka “geleceğini” vurgulamıştır. Hz. Mehdi’nin beklenildiğini, kendi yaşadığı dönemden daha ileriki bir zamanda geleceğini, o geldiğinde kendisinin vefat etmiş olacağını, çalışmalarıyla ona bir zemin hazırladığını, kendisini Hz. Mehdi’nin bir askeri olarak gördüğünü, ahir zamanla ilgili yüzlerce sayfa izahında ısrarla vurgulamıştır.

Bediüzzaman Said Nursi’nin, Hz. Mehdi’nin geçmişte çıkmış olduğuna dair hiçbir izahı bulunmamakla birlikte, Hz. Mehdi’nin ileride ki bir zamanda geleceğine dair birçok eserinde, bir çok defa, ayrı ayrı ifadeleri bulunmaktadır. Aşağıda, Bediüzzaman’ın eserlerinde Hz. Mehdi için ileride “gelecek” ifadesinin geçtiği bazı sayfalar yer almaktadır:

(Sözler, s. 318 ve s. 358; Kastamonu Lahikası, s. 57, ve s. 99; Barla Lahikası, s. 162; Tılsımlar Mecmuası, s. 168; Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 9 ve s. 138)

Sevebilirsin...